8 Temmuz 2010 Perşembe

Kalın ve Standart



Kalın ve Standart: Koyular erkekler okusun diye, standartlar özellikle kadınlar okusun diye...

Akademisyenler ve gazeteciler üzerine düşündüğüm bir sırada –ki bunu düşünmemin temel nedeni sanat üzerine okumaktan, konuşmaktan özellikle de yazmaktan aldığım keyfin nereye doğru evrileteceğimi bir türlü kestirememem- artık entellektüel camiada ilk çıktığı yıllar kadar popüler olmayan bir gazetede okuduğum köşe yazarının akademik alandan gelen eleştirilere verdiği yanıtların ne kadar doğru olduğunu düşünmeye başladım. Yazının temel meselesi sinema eleştirilerinin gazetelerde ne kadar yüzeysel olduğu üzerineydi. Benzer şekilde bazı sergi yazılarının bende uyandırdığı etki de bu yönde olur. Gazeteciler açısından meseleyi merak uyandıracak ve okuyucuyu sıkmayacak şekilde ele almak öncül koşulken bir akademisyen içinse anlam katmanları oluşturmak hatta yorum ötesi bir tavra girmek elzem olabilir. Benim temel derdimse hem birşeyler söylemek hem de bunları söylerken metnin canlılığını yitirmemek. Bu nedenle çift çanta benim için korunaklı bir alan olabilir diye düşündüm. Hem bilimsel manipülasyon mu yapıyorum acaba ya da bunu bu şekilde ifade etmem en doğru biçim midir ya da bunun kaynakçası neydi diye sorularla bir kelime yazmak için saatlerce dönüp dolaşmadan yazabilmek özgürlünü hissetmek istiyorum hem de bu düşünüp üzerine yazdığım şeyleri paylaşmak istiyorum. Çift çantanın çıkış noktası tam da bu. Her gün yanımda taşıdığım iki çanta gibi iki kimliğimi de koruyarak birşeyler yazmak ve bunları paylaşmak.
Akademisyenler ve gazeteciler üzerinde düşünürken hakemli dergilerle süreli sanat yayınları arasındaki ilişkide de benzerlikler bulmak mümkün. Diğer disiplinlerin hakemli dergilerle olan ilişkisi hakkında birşey söyleyemem fakat mesele sanat hele de güncel sanat olunca ne yazıkki hakemli dergiler yazı göndermeye özeneceğiniz yayınların başında gelmiyor. Bunun yerine kimi prestijli dergilerde makalenizin yayınlanmasını daha çok istiyorsunuz. Burada da şöyle bir sorun karşınıza çıkıyor eğer yayın kurulu ile organik bir bağınız yoksa tam da üzerine çalıştığınız konu o olduğu halde bazen öyle güzel dosya konularından bir haber oluyorsunuz ki tam da yazdıklarınız oraya uyarlanabilecek şeyler oluyor. Bu durumda ya o yazıyı bilgisayarınızın belleğinin tozlu raflarına kaldırıyorsunuz ya da konusunun uydurulabileceği bir sempozyuma gönderiyorsunuz. Sanıyorum her ikiside benim bu işlerden beklentimi karşılamıyor. Ben yazma işinin sürecinden keyif alıyorsam da bu işlerde henüz genç ve naif olduğumdan olsa gerek bunları birilerinin okumasıyla ve yorum yapmasıyla da fena halde ilgileniyorum.
Hepimizin ilişkilerimizle, alışkanlıklarımızla, daha önceden yaşadıklarımızla dolu görünmez bir bavulu yanımızda taşıyormuşuz gibi hissettiği anlar vardır. Nereden mi biliyorum tabi ki “How meet your mother” dizisinin bir bölümünden. Mesela bu bilgiyi –ki bu arada favori dizim falan değil yanlış anlaşılmak istemem sadece Friends’i çok özlediğim zamanlarda aspirin niyetine izliyorum- kaynakça göstermeden kullanabilmenin özgürlüğü için “double bag” var. Çünkü bunları iş hayatımızda ya da yeni tanıştığımız insanlarla paylaşmak istemediğimiz için bavula koyarız. Kişiliğimizin onları ilgilendiren kısımlarını paylaşırız ve geri kalanı bazılarımız güzelce katlar ve kaldırır bazılarımızsa bavulun içine öylece tıkıverir. Ben hem akademik yazılarımı hem de genel geçer fikirlerimi birlikte aynı yerde yayınlamak istedim. Bu nedenle burası double bag...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder